Neden Nükleer Enerjiden Vazgeçiliyor?
Uluslararası Atom Enerji Ajansı (IAEA)’nın 1974 yılı raporunda, nükleer enerjinin gelecek projeksiyonu olarak 2000 yılında tüm gezegende faaliyet sürdüren 4500 kadar nükleer santralin olacağı belirtilmiştir. Dünyada bugün için yaklaşık 450 tane santral faaliyet sürdürmektedir. IAEA’nın öngörüsü 10 katlık bir sapmaya uğramıştır. Bu büyük yanılgının sebepleri olarak nükleer santrallerin yatırım maaliyetlerinin yüksekliği, atık sorununun çözümsüzlüğü (atıkların nasıl bertaraf edileceği halen bir muamma), atıkların onbinlerce yıl saklanması gerekliliği ve saklamanın riskli ve maaliyetlerinin yüksek oluşu, sıkça yaşanan nükleer kazalar ve tabiki çernobil faciası, sorunsuz çalışması anında bile reaktörlerin çevreye radyasyon yayması, nükleere karşı örgütlü tepkiler ilk akla gelenlerdir. Nükleer santrallerin yaygınlaşmasını etkileyen sebeplere bu teknolojinin nükleer silah üretiminin alt yapısını oluşturuyor olması da eklenebilir.
Nükleer Atık Meselesi Nedir?
Uranyum çekirdeği (U-235) parçalanarak devasa bir enerji açığa çıkarmaktadır. Bu çekirdeksel parçalanma reaksiyonu sonunda ise Sezyum-137, Plütonyum-239 (Pu-239) gibi atom çekirdekleri oluşmaktadır. Bu atıklar radyoaktiftir yani ışıma yaparlar. Radyoaktif çekirdeklerden bazılarının yarılanma ömrü kısa iken bazılarınınki ise çok uzundur. Sezyum-137 çekirdeğinin yarılanma ömrü 30 yıl iken Pu-239 çekirdeğininki ise 24 400 yıldır. Bu aktif çekirdeklerinin etkisizleşebilmesi için 10 kez yarılanması yani ışıma yapması gerekir. Buradan hesaplama yaparsak zararsız hale gelebilmesi için bir nükleer atıktaki Sezyum-137 çekirdeğinin 300 yıl, Pu-239 çekirdeğinin ise 244 000 yıl güvenli bir şekilde saklanması gereklidir. Nükleer atık saklama sorununun çözümsüzlüğü buradan kaynaklanmaktadır.
Nükleer Enerji Ucuzdur Yalanı!
Nükleer pazarlayıcıları tarafından ucuz gösterilen nükleer enerji fiyatları bir kandırmacadan başka birşey değildir. Nükleer enerji pahalıdır! Çünkü, nükleer santrallerin yaklaşık 35-40 yıl ekonomik ömürleri vardır. Güvenlik, bakım-onarım harcamaları yüksektir. Pahalı yakıt kullanılmasının yanında, yakıt zenginleştirme ve atık depolama gibi ekstra masrafları vardır. İlk yatırım ve işletim maaliyetleri yüksektir.
Radyasyonun Azıda Zararlıdır!
Geçmişte düşük radyasyonun biyolojik sistemlere herhangi bir zararının olmadığı bazı bilim çevreleri tarafından savulmaktaydı. Bugün için düşük doz radyasyonun da biyolojik dokular için zararlı olduğu son araştırmalarla kanıtlanmıştır. Radyasyon canlı hücreleri oluşturan biyolojik molekülleri iyonize ederek, yapılarını bozar. Canlıların genetik materyali olan DNA’larında kırılmalar yaparak mutasyonlara neden olur. Mutasyonlar anomali bireyler açığa çıkarabilmektedir. Radyasyonun hücresel düzeyde yaptığı değişiklikler sonucu ise kontrolsüz bölünen kanser hücreleri oluşur. Nükleer santral çevresinde yaşayan insan populasyonlarında mutasyonlar sonucu anormal doğum oranı artışı ve lösemi gibi kanser türlerinde % 400’lere varan oranlar görüldüğü bilim insanları tarafından rapor edilmiştir.
Nükleer Yenilenebilir Bir Enerji Kaynağı Değildir!
Petrol, kömür, doğal gaz fosil yakıtlar olarak adlandırılır. Fosil yakıtlar bugün kullanılan en yaygın enerji kaynaklarıdır. Belli rezervlerle sınırlanmış olan bu kaynaklar kullanımı sonunda yok olmaktadır. Nükleer santrallerin yakıtını oluşturan uranyum radyoaktif maddesi de belli rezervlerle doğada bulunmaktadır. Radyoaktif maddelerin fosil yakıtlar gibi sınırlılığı, kullanımı sonucunda yok olması, yenilenemez enerji kaynakları olarak sınıflandırılmalarına yol açmıştır. Yenilenemez enerji kaynaklarının ortak noktası, kullanımı sonucunda enerjinin dışında atık üretmeleridir. Fosil yakıtların yanması sonucu emisyon gazları açığa çıkarken, radyoaktif maddelerden enerji elde ediş sürecinde radyoaktif atıklar meydana gelmektedir. Bu atıklar ışıma yaptıkları için biyolojik sistemlerde mutajenik ve ölümcül etkiler yaparlar.
Fosil ve radyoaktif kaynaklara bağlı kirliliğin yarattığı ekolojik tahribat devasa boyutlara ulaşmıştır. Metropol kapitalist ülkeler bu kirliliğin çevresel ve toplumsal maaliyetlerinden dolayı bu kaynaklardan enerji elde ediş yollarını terk etme noktasına gelmiştir. Bu ülkeler yatırımlarını yenilenebilir enerji teknolojilerine kaydırmaktadır. Bunun yanında nükleer teknoloji transferi karlı bir iştir. Kendi ülkelerine, pahalı bir enerji elde ediş yolu olması, güvenlik problemleri ve atık sorunları olan bu santralleri kur(a)mayan nükleer şirketler, nükleer karlarının devamı noktasında bizim gibi “güvenli" buldukları ülkelere “barışcıl amaçlarla” nükleer teknoloji transferi yapmaktadırlar.
Güneş, su, rüzgar yenilenebilir enerji kaynaklarıdır. Doğada bulunuşu süreklilik arz eden enerji kaynakları olarak tariflenebilir. Yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji üretim sürecinde, doğa hemen hemen hiç kirletilmemektedir. Doğayla barışık bir yaşam için bu teknolojileri kullanmak zorunluluktur.
Nükleer Tekeller ve Türkiye
Nükleer tekellerin AKP iktidarı ile nükleer santral teknolojisi transferi flörtü son aşamalarına gelmiştir. İki yıldır Sinop üzerine yoğunlaşan nükleer santrallerin kurulum yeri tartışmaları, AKP iktidarı tarafından yer lisansının hazır olmadığı gerekçesiyle Mersin-Akkuyu’ya kaydırılmıştır. Akkuya santral kurulumu için 32 yıl önce verilen lisansın hiçbir gerçerliliği kalmamıştır. Bilim insanları Akkuyu’ya verilen lisansın iptal edilmesi gerektiğini belirtmektedirler. Çünkü bu bölgede 32 yıl içerisinde tarım ve turizm gelişmiş, yerleşim artmıştır. Bu noktada çevresel etki değerlendirme raporlarının yenilenmesi gerektiği belirtilmektedir.
Bu ay içinde nükleer santral ihalesi ilanının çıkacağı beklenmektedir. Egemenler santral ihalesini bir an önce somutlamak istemektedir. Peki neden Türkiye bu teknolojiye sahip olmak istemektedir? AKP iktidarı bu teknolojiye sahip olunması gerekliliğini ülkenin enerji açığı ve enerji konusunda dışa bağımlılıktan kurtulmak olarak açıklıyor. Nükleer teknolojiye sahip olmak isteyen her ülkenin başvurduğu bu yalanı her fırsatta yineliyorlar. Ülkenin enerji açığını kapatmak ve dışa bağımlılıktan kurtulmak için daha güvenli, temiz ve yenilenebilir olan kaynaklardan enerji üreten teknolojilere yatırım yapmak gerekirken, enerji açığının kapatılmasında dünyadaki yöneliminin tersine nükleer teknoloji istenmektedir. Burada ülke egemenlerinin nükleer silah konusundaki tehlike algısı devreye girmektedir. İran’ın nükleer silah çalışmaları bu algıyı perçinlemektedir. Bu yüzden ülke egemenleri nükleer silahların alt yapısını oluşturan nükleer teknolojiye biran önce sahip olmak istemektedirler. Türkiye’nin bu istemini bölgedeki hinderlandını genişletme ve hegomonik hayeller peşinden koşma olarak da okuyabiliriz.